İlk Mimim "Her Şeyden Konuşmalı"dan: Uzun ama Keyifli Bir Yazı...

Blog dünyasında "mimlenmek" diye bir şey var arkadaşlar. Ben ne olduğunu biraz geç anladım, anlayınca da bir gün mimlenir miyim acaba diye merakla beklemeye başladım. Geçenlerde tamamen tesadüfen kendimi şu yazıyı okurken buluverdim Tanışma Etkinliği Tıkk Tıkk Ben de dedim ki, şu küçük bloğumun sınırlarından biraz çıkayım da diğer bloggerların arasına karışayım, iki blogger yüzü göreyim : ) Kozmetik Tutkunu'na Külkedisi gibi son saniyede katılmak istediğimi belirttim. 

Sonuçlar açıklandı ve kendime kardeş bir blog edindim : ) Merak ediyorsanız eşleşme sonuçları için Tıkk Tıkk, benim güzel kardeş bloğum "Her Şeyden Konuşmalı "nın benim için yazdığı güzel yazısı için de Tıkk Tıkk Benim için hazırladığı altı soruya aşağıda cevaplarımla yer verdim. Bunca yıl içimde gizlenen bir soru-cevap aşkı varmış! Okuyanları Allah kurtarsın, ne yaptıysam cevaplarımı kısaltamadım gitti. Gazetelerde "arkası yarın"lar olur ya benim yazım da bölsen bölünür : ) Neyse, durduramadığım cümlelerim için baştan koca bir özür dilerim.

Sevgili kardeş bloggerım, umarım sıkılmazsın! (Sıkıldığın yerde bırak, bir gün sonra devam et : ) )


1- Bu mimlerin klasik sorusu ama sormadan olmaz. Blog yazmaya nasıl karar verdin?

İlki, günlük tutarak büyüyenlerdenim. Ortaokuldan üniversite yıllarına kadar düzenli olarak yazdığım için, yazmak bende başlı başına bir tutkuya dönüştü. Üniversite ile birlikte bu alışkanlığım hayatımdaki rolünü yitirdi ama ben yine de kendimi mutsuz hissettikçe elime kağıt kalem almaya ya da hiç unutmamalıyım dediğim mutlu anılarım olduğunda hissettiklerimi bir yerlere yazmaya devam ettim. Geçmişin kendimce güzel bir kaydını tuttum. Yani ilk nedeni, kişisel bir ihtiyaç ve alışkanlık.

İkincisi ise, düğün hazırlıkları esnasında zorlandığım ve yeterli kaynak bulamadığım noktalar oldu. Her detayla ilgilenme konusunda çok hevesli bir gelin adayıydım. Bu nedenle, bu süreci atlatıp tüm yükü omuzlarımdan attığımda oturup yazmaya ve benim gibi bu yoldan geçen gelin adaylarına destek olmaya karar verdim. Evlilik, şehir değişikliği, yeni bir iş ve İstanbul’un zorlukları derken bu benim için bir lüks oldu ve başlayamadım.

Derken, işimden ayrıldım ve bunca yıldır yapmak istediğim şeyi hayata geçirmeliyim dedim. Artık, gelinlik hazırlıkları konusundan epeyce uzaklaşmıştım. Harika yemekler yapıyordum ve en azından bir yemek bloğuyla başlamalıyım diye düşündüm. Ama, baktım ve gördüm ki bu alanda bir farklılık yaratmam zor ve beni uzun vadede sadece tarif veriyor olmak mutlu etmeyecek. Daha başka bir şey yapmalıyım ben, hatta belki ileride çok başka bir şeye dönüşmeli, mesela neden yaptığım kurabiye ve pastaların hikayelerini anlatmıyorum diye düşündüm. Kısa vadede takipçi ve tıklama kazandırmayacağını biliyordum. İlgi duyanları bloğa çekmek bile çok zordu. Ama ortak ilgi alanlarımın olduğu insanlara geç de olsa ulaşabilirdim. Çevremde benden başka bu alanlara (şeker hamuru, kanaviçe, diy projeleri, blog yazmak..) ilgi duyan olmadığından blogger vasıtasıyla doğru insanlara ulaşacağımı düşündüm ve internette yazmaya başladım. Dolayısıyla ikinci neden olarak da, ortak ilgi alanlarına sahip olduğum bloggerlarla tanışmak ve bildiklerimi paylaşma isteğim diyebilirim. Nitekim, bu mimleme sayesinde seninle tanışarak bu amaca da ulaştım : )


2- Evlenince İstanbul'a gitmişsin anladığım kadarıyla. İzmir mi, İstanbul mu desem?

Hala İzmir şarkıları dinlerken gözlerim doluyor desem J
“İzmir bir prensestir
çok güzel küçük şapkasıyla.
mutlu ilkbaharlar durmaksızın
onun çağrısına yanıt verir.
nasıl vazo içindeki çiçekler gülümserse,
o da denizler arasından ışıldar.
hatta arşipel'in yaratılışından çok daha tutkulu.”
Victor Hugo demiş, yazayım istedim : )

Henüz İstanbul’da tek bir İzmirliye rastlamadım “Ne iyi ettik de geldik” diyen J Hatta gittiğim kuaförden bindiğim taksiye kadar konu açıldığında “Hiç İzmir bırakılır mı!” muhabbetlerine az maruz kalmadım. Diğer yandan, İzmir’de yaşamaya devam eden arkadaşlarımın da zaman zaman “Acaba İstanbul’da kendime bir hayat kurmamakla hata mı ettim, İzmir’de kısıtlı iş olanaklarıyla, kurumsal olmayan firmalarda çalışarak sömürülüyorum?” diye sorguladıklarını biliyorum.

İstanbul’un dünyanın en güzel şehirlerinden biri olduğuna inanıyorum. Zamanla içimdeki İzmir sevgisi azalmadan bu şehri daha çok sevmeyi öğreneceğim. Geliş nedenimi düşündüğümde, bunun için evrensel olarak en geçerli nedene -aşık olduğum bir eşe- sahibim : )

3- Hangi mevsim seni daha çok anlatır ya da senin en sevdiğin mevsim hangisi diyelim?

Bahar ayları! İlkbaharda kıştan kurtulduğumuz için çok mutlu oluyorum. Bir sürü yapılacak listem oluyor, görsen dünyayı kurtarıyorum! Son derece ümitle ve pozitif enerjiyle dolu, kuşlar, çiçekler, eğlence modundayım J

Bir de sonbahar tabi, o da biraz depresiflik katıyor, sorgulamalarım ve yaratıcılığım artıyor.

Yazı ise sadece seviyorum, çok sıcak geçtiğinden bazen eziyete dönüşüyor ve İstanbul’da çalışırken insanların Kuşadası’nda, Çeşme’de tatil yaptıklarını düşünmek kış gelse de denize girme ihtimalim kalmasa diye homurdanmama neden oluyor J Ama kışı sevmiyorum, zaten her daim üşüyen bir insan olduğumdan, buna karda yürüyememek ve sürekli düşmek de eklenince çocuğun olsa sevilmez diyorum J


4- En çok etkilendiğin film hangisi?

Böyle sorular geldiğinde hiçbir zaman bir numara şudur diyemiyorum. Ruh halime göre o kadar birincim var ki : )
Şöyle özetlesem olur mu?

Bağlılık yemini ettiğim filmler: Back to the Future/Geleceğe Dönüş Serisi (Michael J. Fox çocukluk aşkımdır.), Fried Green Tomatoes/Kızarmış Yeşil Domatesler (Çok eski bir filmdir, özler özler rutin aralıklarla izlerim :), Godfather/Baba 1 ve 2 (Unutulmaz!)

İzlediğimde etkisinden uzun zaman çıkamadığım filmler: Dancer in the Dark/Karanlıkta Dans (Filmden hıçkırıklarla çıkıp tüm gün ağlamaya devam etmiştik arkadaşımla, bu nedenle bu soruda hep aklıma gelir. J), The Diving Bell and the Butterfly/Dalgıç ve Kelebek (Sevdim/Çok sevdim, defalarca izledim!)

İzlerken Mutluluk Duyduğum Filmler: Three Idiots/Üç İdiot (Uzunluğuna ve her an bitip yeniden başlamasına rağmen Hint sinemasını sevdiren filmdir.), Jeux d'enfants/Cesaretin Var mı Aşka? (Sevmeyen var mı?)

Yine uzunca bir cevap oldu, ama sinemayı çok sevdiğini biliyorum. Belki ortak filmlerimiz olmuştur :) 


5- Orayı görmeden ölmemeliyim dediğin bir yer var mı?

Şehirlerden Paris, Viyana, Roma, New York ve kültürlerden Uzak Doğu... Bunları yazmama bile gerek yok sanırım : ) Kadıköy-Eminönü vapurları gibi tur seferleri ve popülaritesi var. Bu nedenle, bu yerler yerine daha az bilinen, belki okuyanların da ilgisini çekebilecek, aklımdaki diğer ücra noktaları yazayım ben : )

10 yıl kadar önce gazetede Samoa adalarını okumuştum... Ölülerini bahçelerine gömüp her sabah saygı gösteren yerlileri var. Türkiye'den Samoa'ya uçakla aktarmalarla birlikte en az 36 saatte varabiliyorsunuz. Gidip bambaşka bir yaşamı ve duran zamanı görmek isterim. Görmeden ölmem beni üzer mi bilmem ama görsem mutlu olurum : ) Şimdi internetten teyit ederken harika bir bilgiye ulaştım. Bu ada yerlileri tarafından yazılmış çok değerli bir kitap varmış. Bilgi almak ve neden okumalıyım sorularına yanıt aramak isterseniz lütfen Papalagi Tıkk Tıkk

Onun dışında, Talin çok sevdiğim bir isim. Nereden geliyor diye baktığımda Estonya'nın başkenti olduğunu ve Ortaçağ Güzeli diye anıldığını öğrendim, nasıl çekti beni bilemezsin. Eşime bir o kadar itici geldiğinden ( : ) ) birlikte gitmemiz zor olsa da, bir gün gidip beni çeken şeyin ne olduğunu ve neresinde gizlendiğini bulmak isterim. 

Son olarak, çok yakın olduğundan yazmasam mı diye tereddüt ettiğim Yunanistan. Sürekli bir Yunanistan planı yaparım ama hep son dakika iptal olur. Annem 16 yaşına kadar orada yaşamış, her ülke ya da şehir bir yana, ölmeden mutlaka göç ettikleri yerleri görmek isterim. 

6- Bu da sırf kendim için olsun. Şeker hamurunu nasıl yapıyorsun? Zor mu yapması? :)

Yapımı biraz zor olduğundan ve kıvamını tutturmak tam bir ustalık meselesi olduğundan hazır almayı tercih ediyorum. İlk zamanlar Suana markasını kullanırdım. Son dönemde hem renklerini beğenmemem hem de zamanla çatlak görüntü vermesi nedeni ile bıraktım ve Şeker&Sugar markasına geçtim. Çok memnunum. Beyaz rengini alıp jel boyalarla farklı renkler elde edebiliyorum. İnternetten de kolaylıkla sipariş verebilirsin. Bir kg fiyatı 10 TL Eminönü’nde. Bunun dışında lokumdan ya da marshmellowdan yapanlar da var. Ben zamanında marshmellowla denemiştim, sonuca ulaştım ama şeker hamuru ile arasında çok fark var, hiç tavsiye etmem.

Benim cevaplarım bunlar :) Umarım bir gün daha kısa cümleler kurmayı başarırım :) Ben de Her Şeyden Konuşmalı için bugün harika sorular hazırlayacağım ve kendisinin cevaplarını sabırsızlıkla bekleyeceğim :)

Soruların için çok teşekkür ederim :) İyi ki tanıştık!
Sevgiler,
Yeliz

Yorumlar

  1. Cevaplarını büyük bir zevkle ve heyecanla okudum. Ben de uzunca bir süre günlük tutanlardanım. Bırakınca da aynı senin gibi güzel anları yazmışlığım var :)
    Etkisinden uzun zaman çıkamadığım filmlere yazdıklarını duymama rağmen izlememiştim ama daha çok merak etmeme sebep oldun ;) Bulur bulmaz izleyeceğim.
    Samoa ve Talin'i okuyunca sadece kulak aşinalığım olduğunu fark ettim. Dünyada gezilecek ne kadar çok yer var?!
    Şeker hamuru açıklaman için de çok teşekkür ederim :) Benim için çok büyük bir meseleydi. Şeker&Sugar'da şansımı deneyeceğim bakalım.
    Bence daha kısa cümleler kurmaya çalışma. Böyle o kadar güzel olmuş ki. Keyifle okudum. Teşekkür ederim:)

    YanıtlayınSil
  2. Ben teşekkür ederim. Yazarken çok mutlu oldum. Şimdi benim sorularım da hazır, merakla cevapları beklemekteyim.
    Şeker hamuru konusunda istediğin zaman yeni sorularla gelebilirsin, seve seve yardımcı olurum, kanaviçede de... ;)
    Mutlu günler olsun...

    YanıtlayınSil

Yorum Gönderme

Popüler Yayınlar