Paris'ten Bir Yaş Aldım, Döndüm

Kısa bir mola demiştim, bir hafta kadar uçtum, yeni bir coğrafya tanıdım. Bize çocukken anlatılan sonra ütopik olduğunu anladığımız o dünyayı 30 yaşıma girerken yeniden buldum. Sonra masalın bana ayrılan sayfaları bitti, döndüm.

30 yaşıma gitmeyi en çok istediğim yerlerden birinde, Paris'te girdim. Unutulmayacak bir doğum günü oldu. Herkesin o gün dilediği gibi ben de yeni yaşımın ve bundan sonrasının en az Paris kadar güzel olmasını diliyorum.

Her şey çok güzeldi. İnsanların her karşılaşmanızda size Bonjour dediği, tanımadığınız herkesin size adeta bir kuralmışçasına Bonjour- Merci- Au revoir üçlüsüyle selamladığı muhteşem bir dünyaya düşmüştük sanki. Baston tutan amcaların bile ellerinde eksik etmedikleri süs köpeklerine, dünyanın en bakımlı erkeklerini görüp dişiliğimden endişe duyduğum anlara tanık oldu bu gözler.

Elbet kötü yorum yapanlar olmuştur benim masal dünyama. Biz hep iyilerini gördük, beş günde hiçbir kötü olay yaşamadık. İstanbul'da İzmir'de dolaştığımızdan daha huzurlu ve mutlu dolaştık sokaklarında. Ve çılgınca yürüdük, gezdik.

Şimdi İstanbul'a alışmaya çalışıyorum. İnsan neredeyse 4 yıldır yaşadığı şehre 5 gün ara verdi diye alışmakta zorlanır mı? Bunun nedeni belli bence. İnsan güzel şeylere çok kolay alışıyor. Beş günde biz o düzene o kadar alışmışız ki şimdi sokakta yürürken çevremdeki hiçbir uyum ya da güzellik barındırmayan binalara bakıp Tezer Özlü gibi "Ne yaptık da bu çirkinliğe mahkum edildik biz!" diyorum. "Neden Lüksemburg Bahçeleri gibi kitabımı alıp çekilebileceğim şehir merkezinde bir nokta yok?" diyorum. "Neden arkadaşlarımla bir avm ya da kafede buluşmak zorundayım, oysa elimize bir kahve alsak, kimsenin kimseyi rahatsız etmediği parklarda bahçelerde yürüsek ve şehrin bir ucundan bir ucunu trenle/metroyla gezsek..." diyorum.
...
Yaşadığım yer Türkiye'nin en güzel şehirlerinden biri oysa ki. Tek suçu onu her gün diğer güzel şehirler karşısında kirleten çirkinleştiren ellerde olması. Kişisel algılamayın ama nazik değiliz, -ne yazık ki birçoğumuz - pisiz, pis olmayı sevdiğimizden değil kendimizden başka hiçbir şeye değer vermememizden! Bu nedenle pis olduğumuzu bilmiyoruz, düşünmüyoruz. İnsana değer vermiyoruz, hayvanlara değer vermiyoruz, çevremize değer vermiyoruz. Mutlu olduğum kadar isyan doluyum döndüğümden beri. Başka bir blogta okusam belki bu kadar olumsuz yoruma itiraz ederdim. Ama insan daha iyi bir dünya olabileceğini görünce dayanamıyor işte, katlanamıyor.


Neyse, konuya dönersem, hoş geldin yeni yaşım. 
Hayat sana tüm güzelliklerin için, sundukların, beklememi isteyip henüz sunmadıkların, sürprizlerin, acıların, katlanabilir hüzünlerin deneyimlerin... kısaca bir parçası olduğum her şey için teşekkür ederim. Şükrederim...
Ve canımın bir parçası eşim, sana da en büyük teşekkürlerim...

Çok bir isteğim yok, herkes mutlu olsun, sağlıklı olsun, işin içinde küçük mutluluklar, büyük hayaller olsun, dönsün ucu da bucağı da bana dokunsun... yeter... 


Yorumlar

  1. Buradan da tekrar kutlayayim. Dogum günün kutlu olsun canim benim. Iyi ki tanidim seni. Fotograflari instagramdan takip ettim ve aslinda biraz da isyan ettim. Bana 500km uzaktasin ama görüsemedik. Bir gün bir yerde oturup kahvelerimizi yudumlayacagiz

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Canım benim, çok çok teşekkür ederim. İnşallah Almanya'ya gelirim de orada görüşürüz. Ben de çok isterim ve bir gün olacağını biliyorum.
      Çok öperim. Sevgilerimle...

      Sil

Yorum Gönderme

Popüler Yayınlar