Bir Gün İçin Çok Fazlası: İlk Blog Arkadaşım ile Tanışma ve İclal Aydın Söyleşisi



Hey sen oradaki!
Bir blogger mısın? Gel oku bu yazıyı! Sana inanılmaz bir hikaye anlatacağım. Biraz Julie&Julia'daki o sahne gibi, bildin mi? Hani Julia Child bir garda (ya da havaalanı mıydı?) mektup arkadaşı ile buluşuyor, ama ilk tanışmaları. Tanıklar şoklar içinde, "Nasıl yani daha önce hiç tanışmadan bu denli yakın dost mu oldular?"

Bugüne kadar, özellikle Instagram'dan tanışıp sonra yüz yüze görüştüğüm hatta çok da yakın olduğum o kadar insan oldu ki. Ama unutun Instagram'ı. Orada herkes çok arkadaş. Çünkü herkes en sevimli haliyle orada. Dolayısı ile, birini sevmek kolay. Blog dünyasına geçelim. Bu dünya çok tuhaf, çok sürprizli.


Fark ne biliyor musunuz?
Birinde bir insanın tüm yazılarını okumanıza gerek yok. Fotoğrafa bak, altına bir kalp, bazen sadece bir yorum. Süper, artık arkadaşsınız. (Vallahi eleştirmiyorum, özet geçiyorum. Hatta destekliyorum. Ben de yapıyorum ayrıca, neden eleştireyim?)

Diğerinde, ilişkiniz emek istiyor. Uzun uzun yazılarını okuyorsunuz karşınızdakinin. Okuduklarını, dinlediklerini biliyorsunuz. Biraz emek isteyen türdeni arkadaşlığın. Öyle kalp malp bırakamazsınız. Okursunuz, sindirirsiniz, bazen gıkınız çıkmaz, üstüne ne yazacaksınız bilemezsiniz, ama okursunuz, okunduğunu bilir karşınızdaki. Değişik işte. Yazı çünkü, başlı başına bir alem. Misal, herkesi yazılarını okuyacak kadar sevebilir misin? Hadi canım! Bakın beni o kadar seven arkadaşım var, diyorlar ki uzun yazıyorsun sıkılıyorum, okuyamıyorum. Tamam, canın sağ olsun, okuyanlarım var nasılsa. Hatta yazılarımı çıktı alıp uçak yolculuklarında okumak isteyenler var, peh! (Şu gözlüklü bir de cool cool yere bakan momiji olsaydı tam yeriydi. Öğrendiğim andan beri herkese diyorum, bana ne işte!) Sen arkadaşım kal, okumadıklarını ben sana konuşur anlatırım.

Uzatmasam, kısa kısa anlatsam beni akıl hastanesine kapatın! Yine takıldım detaylara. O halde pattadanak giriyorum konuya:


Ben bloggerlık(öyle miyim? bir durmadı üstümde) hayatımdaki ilk arkadaşım, blog kardeşim Sinem'le, Her Şeyden Konuşmalı blogunun sahibesiyle tanıştım.
Sonunda! dediniz di mi? Yani beni bir süredir takip ediyorsanız, kesin dediniz. Çünkü bu blogta Sinem kadar adı geçen bir başkası olmadı yazılarımda.

Bu buluşma öyle efsunlu, öyle acayip oldu ki! Nasıl anlatsam, nerden başlasam.
...

Şimdi, biz Sinem'le arkadaştan öte bir bağ kurduğumuz andan beri bir şeyi hep çok merak ettik. Pardon birkaç şeyi:
Mesela, bu hayatta neden birbirimizi seçtik? Dost olarak, bu kadar yakın olacak, bir sürü paylaşım yapacak iki insan birbiriyle yakın olsa neler yapabilirdi? Ama seçimimiz birbirimizi neden iki ayrı şehire düşürmüştü?
Bu işin spiritüel dediğimiz kısmı. Bir de realistik yanı var.
Ne zaman tanışacaktık? Bu nerede ve nasıl olacaktı?
Sınırsız ihtimaller vardı, olmadı.
Sonra İclal Aydın'ın yeni kitabı Unutursun daveti aldığımda ve Sinem'in de gelmesini dilediğimde, tamamen ümitsizdim. İki saatlik bir etkinlik nasıl gelsin ki diyordu bir yanım, diğer yanım da onu ikna etmek için kırk dereden su getirmeye razı. Ve sonunda ummadığımız bir şey oldu: iki blog yazarı ve belki de geleceğin iki yazarının (biri kesin ki o Sinem, ben de belki hani bir gün) bir yazar sayesinde İstanbul'un en efsunlu bölgesinde yan yana geleceği varmış, bence biraz komik bir plan yapmış ruhları, bir selam vermiş, göz kırpmış yukarıdan!
Bir şeyler yolunda gitti, Sinem trene atladı ve geldi. Günübirlik.
Ben Pendik Tren Garı'na gittim, kocaman sarıldık. Kavuştuk. O anı eşim ölümsüzleştirdi. Hatta gizli çekim yapacaktı sürpriz olsun Sinem'e diye, ama arabayı park edemedik :)


Öncesinde, inanılmaz yoğun ve stresli günlerden geçmiştim. İşlerim hiç olmadığı kadar yoğundu. 24 saat çalıştığım günlerden sonra uykusuzluk halinde yüzüm gözüm şiş ve tükenmiş bir enerji ile gittim yanına. Ama ruh halim ve heyecanımız beni öyle bir şarj etti ki, neydi onun adı, ha powerbank gibi!
Hayallerimizin ötesinde bir tanışma ve gün geçirdik.


Bu buluşmaya vesile olan İclal Aydın'a gelince.
Onu ilk Bitmiş Aşklar Emanetçisi ile yıllar önce tanımıştım. O kitabın bazı kısımlarını kalbime yazmışım, hala nasıl ezbere bilirim. Hatta İclal Hanım'a dayanamadım, kitapla ilgili birkaç komik anımı anlattım, hala nasıl ezberimde tuttuğumu söyledim şu cümlelerini:

"İşte sevgili. Artık ikimiz haritada iki küçük su lekesi. Ve hiçbir nehir kavuşturamaz artık birbirimize bizi."
Aral Gölü üzerinden bir metafordu bu yazı. İşte o günden beri, İclal Aydın benim için Aral Gölü hikayesi. Öyle bir iz içimde.

Unutursun'dan bize bölümler okurken adeta hayranlıkla izledim kendisini. Sempatik tavırlarını, naifliğini. Etkilendim. Çok etkilendim. Hep gülümseyen o tatlı ruh halinden.
O kitabından alıntılar okurken Sultanahmet'te adeta anılar müzesi olan bir otelin salonundan baktığımızda kar yağıyordu dışarıda. Efsunlu demem bundan. Bir kar küresinde sevdiğim birçok insan yanımda bir hikayeyi dinliyorduk. Başlamak için sabırsızlık duyduğum Unutursun'u düşünüp Samira karakteri için acıyordu içim.

Böyle değişik bir gündü işte.
Bu bloğa bir not düşmesem ayıp olurdu. Bloğumun, bloglarımızın üzerimizde emeği büyük :)

Ne çok şeyden bahsettim. Sustuğuma değdi sanırım.
O zaman elim değmişken başka bir yazıda görüşürüz okuyucu.
Güzel sürprizler sizinle olsun, tamam mı?
Sevgiyle...
Yeliz

Yorumlar

  1. Çevrediklerin yazdıklarını okumama konusunda ben de aynı kaderi paylaşıyorum, okuyanlar çok az. hatta eşime bile zorla okutuyorum, o da okudum diyor ama ne kadar okuyor bilmiyorum :) oysa ki biz bloglarımıza en saf en gerçek duygu ve düşüncelerimizi anlatıyoruz. Bizi gerçekten tanımak isteyenler bloglarımızı okusalar yetecek ama... işte dediğin gibi zaman ve emek lazım okumak için. Sinem ile senin daha önce görüştüğünüzü sanmıştım ben. aranızdaki bağ blogda ve ig'da o kadar güçlenmiş ki o izlenimi bırakmış bende nedense. çok güzel bir gün geçirmişsiniz, bu güzel dostluğunuz daim olsun. Arayı açmayın :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben çareyi yazmamakta buldum bir süre :) O zaman kimlerin okuduğunu biliyorsun, neden yazmıyorsun diyenler oluyor. Mutlu oluyor insan. Bir yandan da, kendime şunu kabul ettirmem zaman aldı: kendin için yazıyorsun, beklentide olma. Kendini ifade etmen yeter.
      Sinem konusunda ise, o kadar haklısın ki. Ben de çoktan tanışmışız gibi hissettim hep. Mesafeler kalbimde hiç engel olmadı.
      Dilerim seninle de bir gün bir kahve içeriz Dilek'cim, eminim çok keyifli bir sohbet olacaktır. :)
      Sevgiyle...

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar