#Blogfırtınası20- Akrep Kasabası

#sadecebirakrepanlarbirbaşkaakrebi

Bir gün akrep burçlarının büyük çoğunluğu toplanıp kendi burçlarından başka bir insanın yaşamadığı bir yer bulup gitmeye karar verdiler. Bu göçün alt notalarında, bunca yıldır toplumda kendilerine atıp tutulan iftiralar, ekşi sözlük başta olmak üzere birçok mecrada haklarında yazılan asılsız dedikodular, 0,5 uç kadar akılla kaleme alınmış imalar, can sıkmak değil de, çünkü bir akrebin canını ancak o muhteşem aklıyla kendisi sıkabilir malum, bu insanların arasında yaşamak istemiyorum zaten ben fazlayım buralara dercesine bir küçümser imajla yola çıktılar. Hep birlikte denemez, her bir akrep kendi kendinin yöneticisidir çünkü, bu nedenle bir komite oluşup varılacak noktayı belirlediler, en kısa ve güvenli yol konusunda birbirlerini uyardılar ve ayrı ayrı, ayrı yollara koyuldular.



Buraya giden oldukça kestirme bir yol vardı, bu yol kullanılırsa araçla 8 saat sonra oradalardı. Ama en erken gelen 3 gün sonra ulaşabildi. Bu süreden sonra gelenler de oldu, pek çoğu da hala yolda. Neden geciktikleri sorulduğunda, her birinin ayrı ayrı uzun ve dolambaçlı yollardan gittiği anlaşıldı. Şimdi aralarına başka bir burç karışmış olsa "Zırdeli bunlar!" der çeker giderdi, işte iyi ki de karışmamış. Kimse yolu bilerek zorlaştıran burçdaşlarını sorgulama gereği duymadı. Kimse ne kadar gecikilse de kimsenin gelmeyeceğinden de kuşkulanmadı, akrepler o yola başını koymuştu bir kere, 1 yıl sürse de gelinecekti. Ha gelinince mutlu olmazlardı kuşkusuz, azıcık eserli, sorunlu, kendini arızalandırıp kendini tamir eden tiplerdi ne de olsa.

Bu yeni kasabada herkes kendi halindeydi. Ne kadar mutlu görünseler de aslında kendi içlerinde manik depresif bir hayat sürmekteydiler. Neyse ki, hepsi aynı burcun insanlarıydı da birbirlerinin dünyanın en mutlu insanı ve intihar eşiği arasındaki beş saniyelik yolu anlayışla karşılıyorlardı. Herkes karşısındakinin ne kadar samimi olunursa olunsun aşılmayacak kendine ait bir duvarı olduğunu biliyordu, akrebin kendi içindeki seçilmiş yalnızlık odasıydı orası türlü tuhaf fırtınaların ve çok tuhaf fikirlerin, acıların koptuğu, kurguların yaşandığı. Herkes o girilmez, bilinmez ve konuşulmasa da es geçilmez odaya ve seçilmiş yalnızlıklarına saygı gösteriyordu.




Aralarında gürültücü ve eğlenceli tipler de vardı, tüm gün tek cümle kurmadan derin derin düşünenler de. Temelde hepsi birbirinden farklıydı, ama birkaç noktada birleşiyorlardı.

İlki derinlik, "Düşünme, kim anlamış ki sen anlayasın böyle!" insanları değildi onlar, düşüne düşüne beyin kıvrımları histerik hal almış insanlardı. Çok düşünür, bilmiyorsa az konuşur, biliyorsa susmaz, söz keser, hararetle, kendinden yorumlarla ve eğlenceyle anlatır dövsen mi çok sevsen mi bilemediğin tiplerdi gelenler. Pek çok insanın düşünmediği, kendisinin bile düşündüğünü bilmediği herhangi bir konuda saatlerce yazıp konuşabilirlerdi. Karşısındaki kendisi gibi su grubuysa tuhaf gelmezdi bu durum ama "Düşünme, sorgulama, geçmişi unut, anı yaşa, kafana takma." gibi motivasyonlarla yaşayan birisi bu konuşmalarda az daha sıkıntıdan ya da iç göçmesinden ölebilirdi.

İkincisi, ateistim diyenlerden bazıları bile gün içinde birkaç kez metafizikten, gözle görülmeyen şeylerden söz edebilirdi ya da kendisinin de bilmediği tuhaf bir inanç taşıyabilirdi. Metafizik ateist diyelim. Bu kasabada, bir daha bize bu kötülükleri edenler şu kapıdan giremesinler diye kazanlar da kaynayabilir, efsunlar da yapılabilirdi. Bilemiyorum, ama emin olduğum bir şey var biraz duyuötesi yetenekle dünyaya gelmişti bu canlılar, bu yüzden sezgileri zekasından da güçlü, farklı gelişmiş, özel türlerdi. İçlerinden birkaçı aynı anda kötü rüya görmüş, iç sıkıntısı yaşamışlarsa, olağanüstü durum alarmı verilir, bir felaket beklenirdi.

Üçüncüsü, kendini en yüzeysel göstereni bile baktığında gözlerinden ruhunu görür gibi davranıverdi. Cazibeli, çirkin olsa bile güzeldiler, alçakgönüllü görünse bile oldukça kibirli ve her durumda doğru kelime "mağrur", evet öyle insanı tuhaf duygulara gark eden bir mağrurlukları vardı. Canı yandığında ince alaycı susuş ve konuşuşlarla bile çirkinleşemezlerdi, beyazın en açık tonunda siyahın en koyusu gizliydi, o çirkinliği zekaya ve cazibeye dönüştürüp arkalarında bazı düşmanlarla beyazın içindeki siyaha gömmesini erken yaşlarda öğrendiler.

Kıskanç oldukları söylenirdi, ama baktığınızda materyalist ve sosyal çevrelerine yönelik bir kıskançlık değildi bu. Sadece çok sevilene yönelik. Ama bu duyguyla zehirlenenler kendileri olduklarından zaman içinde evrim geçirip bunu azaltmayı kendilerini sağaltmayı öğrendiler.

Bir de tutku, her birinin içinde belirli konularda aşırıya kaçmaya yönelik bir tutku vardı. Bu tutku, hayattan kopuk görünse dahi son derece hayat doluydu.

Böylece gül gibi geçinip gitti akrepler diyemeyeceğim. Bu kadar hisli, duygusal ve kendinden arıza insan bir araya gelince hiç olmadık şeyler oldu. Onlara uzaylı gibi bakan başka burçlar olmayınca, herkes kendini ve başkalarını olduğu gibi kabul edince bunca zaman başka organizmalara kendini anlatmaya direnmekle oyalanan akrepler oyalanacak bir şey bulamadılar ve sorgulama odasına kapandıkları gecelerde kendilerini kendi zehirleriyle sokarak öldürmeye kalktılar.


Bu nedenle aynı komisyon derhal toplandı ve akrepleri eski yaşantılarında mümkünse aynı 1 kilometre içine 1 akrep düşecek şekilde dağıttılar.

Öyle böyle, dünya akreplerle, akrepler dünyalılarla yaşamayı öğrenecekler bir şekilde...

* Gün 20. Burcunuzun özellikleriyle bir dünya yaratın.

Yorumlar

  1. :) Burcumu çok sevdiğimi daha önce söylemiş miydim? Sen anlatınca farklı bir yönden de bakma şansım oldu. Bence burçlar arasındaki en orijinal, en muhteşem, en ennn burç bizimkisi :P Eline sağlık.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Akrep olup gurur duymayan tek insan tanımadım bugüne kadar :) Ben bazen daha düz bir insan olsam daha mutlu yaşarmışım diyorum açıkçası, yine de çok seviyorum senin gibi :)

      Sil
    2. Yok yok öyle söyleme. Düz insan olsak sıkılırdık biz:) hep bir şeylere kafayı takmalı, bir şeyleri didiklemeli, bir şeylerle uğraşmalıyız.

      Sil

Yorum Gönderme

Popüler Yayınlar