#Blogfırtınası17- Orada Bir Cennet Var Uzakta...

#engüzeltatiliniçindeenkötüsügizli

Karakterimizin o dönem yoğun ve stresli bir işi var. Ama mutlu; çünkü, harika ve uzun zamandır beklediği tatil kapıda! O gece mesaiye de kaldığından eve 11.00'de geliyor, İzmir'den gelen kardeşine ve eşine yemek hazırlıyor. (Çünkü o hazırlamasa ikisi de üşendiğinden hiçbir şey yemeyecekler!) 12.00 gibi yemekten kalkılıyor. (Tatile giderken, kaç gün rejimsi adımlar atıp başarısız olmuşken, gece 12'de akşam yemeği yemenin mantığı paha biçilemez!) Valiz hazırlamayı hiç sevmediğinden o saatten sonra bir de valizler hazırlanıyor. İstikamet belli, parası ödenmiş, yerler ayrılmış. Heyecan dorukta, bir yandan da tedirginlik. İlk kez bir pansiyonda kalacaklar... Bakalım, rahat edebilecekler mi? "Your life begins at the end of your comfort zone" diyor kendine son ütülerini yapıp elbise kombinlerini hazırlarken. Taktığında tüm havasını değiştiren güneş gözlüklerini arıyor, onları da koyduğunda tamam. Ama o da ne, bu gece o gözlük takside düşmüş! Hem de durak taksisi değil, üstüne bir bardak su! Ağlasın mı ne yapsın, rotada İzmir, Marmaris, Kuşadası, aylardan ağustos ama gel gör ki artık bir güneş gözlüğü yok! Çaresiz öylesine bir tane alırım yoldan diyor.

Gece 3'te yola çıkılacak, çünkü trafik konusunda çok uyarıldılar. İstanbul-İzmir yolcuları çok çekerlermiş bayram öncesi trafiğinden, önlem tamam canım, gece 3'te çıkacaklar, o saatte trafik mi olur. Sabah 8'de başlayacak trafik. 

Kızın valiz hazırlama süreci bitmiyor. Bir de şeytan dürtüyor gecenin ikisinde mutfağa girip cupcake yapıyor yanlarına almak için. Evdeki ekmeklerden tost yapıyor. Bu dünyada en korktuğu şey aç kalmak! Gerçi Bursa'da bir döner ya da Susurluk'ta bir mola verilecek mutlaka ama olsun bunlar sabah kahvaltısı.

Gece 4'te evden çıkıyorlar. Akşam Selimiye denen bir kıyı kasabasında olacaklar!

Eşi, "Anlamsız bir kırmızılık var yoğunluk haritasında, acaba kaza mı, herhalde açılır." diyor. Hava kapkaranlık, daha güneş doğmamış. Sonra hayatlarının en olağanüstü yolculuğu başlıyor. Aradan iki saat geçiyor hala evlerine normal şartlar altında 10 dakikalık mesafedeler. Mutlaka bu yol açılır, derken kız uyuyup uyanıyor hiçbir ilerleme yok. Eşi ve kardeşi "Eve dönelim, anormal bir durum bu, gitmeyelim ne olur yazık bize." diyorlar. Yok asla olmaz, o tatile gidilecek! (Sonra, ah sonra çok kızıyor bu inadına ama neyse!)

bayram çilesi

Bu eziyeti anlatmak günleri alır. Sadece gece 4'te başlayan yolculuğun ertesi gece 12.00'de Selimiye'de değil, zorunlu olarak İzmir'de bittiğini ve normalde 1 saat sürmeyen Gebze'ye gidişin bile 7 saatte (yani normal bir yolculukta İstanbul-İzmir arası gidiş saati!) gidildiğini, yolun sanki bir felaket olmuş, herkes şehri terk ediyor, susuzluk açlık başlamış, insanlar tuvaletini yapacak yer bulamıyor, otoyollar can pazarı gibi benzetmelerle aklınıza gelebilecek en kötü senaryoyu alıp *100 yaparak düşünebileceğiniz bir yolculuk sonrası kutsal topraklara zorunlu iniş yapılıyor. Yola çıktıktan tam 18 saat sonra! (Bu arada güneş gözlüksüz gitmem ve yüzümün son derece kırışması, gözlerimin adeta bir Çinli'ye dönmesi de cabası!)

Bir tatil daha kötü başlayamazdı! Gerçekten daha kötüsü olamazdı!

Bir günlük gecikme ile birlikte ertesi gün Selimiye'ye varılıyor. Kız da eşi de bu eşsiz güzelliği görünce ağlamak istiyor. Buraya ulaşabilmek için neler çektiler!

marmaris

İkinci felsefe olarak "Less is more" diyorlar. Burada alıştıkları hiçbir konfor ve rahatlık yok. Yani rahatlık var ama alıştıkları anlamda değil. Ama öyle güzel bir ortam var ki, anında kötü enerjileri ve yolda çektikleri uçuveriyor.

Marmaris

Marmaris

Koylardan koy beğenip geziyorlar, en saklı yerlere gidiyorlar. Foursquare sayesinde bir aylık maaşlarını "Şuranın ahtapotu güzelmiş." "Burada şu balık nefismiş" "Orası bilmem kaç km uzaktaymış ama bir dondurma varmış aman Allahım!" derken bir sürü kilo ve sadece yemeğe ve benzine ayrılan korkunç bir bütçeyle ara ara "Şimdi 5 yıldızlı bir yerde tüm gün yatıp sınırsız açık büfe yiyor olabilirdik bu bütçeyle, biliyorsun değil mi ama neyse" diyerek ama hiç pişman olmayarak, her beyaz yakalı gibi "Bırakalım her şeyi buralara gelip badem satalım, kahve açalım, pansiyon işletelim." gibi yürek hoplatan fikirlerle geçiriyorlar. 

Marmaris

Oradan Datça'ya geçiyorlar. Buralar gerçek olamaz! Hepsi cennet! Palamutbükü'nde denize girip Knidos'ta güneşi batırıyorlar, Eski Datça'da Can Yücel'in yaşadığı yerleri ziyaret edip sokaklarında kayboluyorlar. "Her anı, her güzelliği çekelim, ben bir blog yazacağım dönünce, buraları anlatacağım!" diyor kız. "Günlerce buraları yazabilirim, ya da ben yazmayayım fotoğraflar anlatır nasılsa!"

Datça

Sayılı gün geçiyor, Bursa'dan bindikleri feribotla İstanbul'a geliyorlar. Yolda, "Zorlukla gittik ama değdi, bu huzur uzun süre bizi idare eder." diyorlar. Tam arabaya inecekken "Eyvah gözlüğüm!" diyor eşi, kısa bir süre sendeydi, yok bende değildi, tartışmasıyla beş dakika içinde koltuklarına koşuyorlar. Eyvah ki ne eyvah! 5 dakikada o gözlük yok oluyor! Kız çok üzülünce adamın biri yaklaşıp "Önünüzdeki Arap'lar siz kalkınca sizin koltuğunuza uzun uzun baktılar ama çarşaflı olduklarından bir şey aldılar mı göremedim." diyor. Önce bir taksiye sonra da bir Arap çifte gözlük hediye ettik! Bu tatilin bilançosu ağır!

İkisi de gözlüksüz olarak hayatlarına devam etmeyi öğreniyorlar...

Ha bir de içlerinde Selimiye'yle, Datça'yla İstanbul'da yaşamayı öğreniyorlar. Kız işe döndüğü ilk gün yığılan işlerin ve çıkan yüzlerce sorunun arasında bir ara gizlice ağlıyor, "Başka bir hayat da olmalı, tüm bunların olmak zorunda olmadığı bir başka yaşam tarzı da olmalı!" diye. Konuştuğu bir arkadaşı "Başka bir hayat yok ama yıllık izninde güzel yerlere gitmezsen bu üzüntü de yok!" diyor.

İşte böyle Blogfırtınası... Sen karar ver en güzel tatil mi en kötüsü mü diye...

*Gün 17. Bugüne kadar yaptığınız en güzel tatili yarattığınız bir karakter yaşamış gibi anlatın.

Yorumlar

  1. Resimlerden ve anlatimdan gorundugu uzere harika :-)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. :) Çok teşekkür ederim Özlem'cim, beğenmene sevindim :) Kocaman öperim...

      Sil
  2. Bence de harika bir tatil :) Benzer bir macerayı da biz Amasra'ya giderken yaşadık. Bitmeyen yolda ruhumu teslim ediyordum neredeyse. Yalnız şu sondan 2. resimdeki koy neresi? Ben işte oraya taşınıp pansiyon açabilirim ;)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Orası efsanesi olan çok güzel bir yer: Kız Kumu. Hikayesi internette de var, gerçekten çok etkileyici :(

      Sil

Yorum Gönderme

Popüler Yayınlar