#Blogfırtınası18- Piedra Irmağının Kıyısında

#bençokdüşünürümbanabakmayınsiz

Yine neden bu kitap aklıma geldi? Sefiller diyebilirdim oysa, Küçük Prens diyebilirdim, Şibumi diyebilirdim, Aragon'un şiirleri diyebilirdim, Rüzgar Gibi Geçti diyebilirdim, Harry Potter bile diyebilirdim. Yine neden Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum, Ağladım?

Bazen dönüp baktığımda yanlış dönemlerde yanlış kitaplar mı okudum diyorum. Yüreğinin Götürdüğü Yere Git'i, İçimden Kuşlar Göçüyor'u orta ikide okumuştum. Okuduğum klasiklerin önemli bir bölümü 14-15 yaşlarıma ait. Madam Bovary'nin intiharı 15 yaşımın önemli bir dilemmasıydı. Kuantumu, ruhsal araştırmaları 17 yaşta elime aldım. En geç kaldığım Nazım Hikmet oldu. Şiiri sevmediğimden hiç dokunmadım kitaplarına. Sonra 17 yaşımda gittiğim tiyatro kursunda onun şiirleriyle şiiri sevdim... Sonra her şeyi bıraktım. Tüm bu yazdıklarımı, erken keşfettiğim, geç keşfettiğim her şeyi... Uzun süre toprağa gömdüm. Ne karma kaldı, ne şiir, ne de erken okunan yaşlılık kitapları...

Ama ne zaman en sevdiğin kitap dense, Piedra Irmağı bir yerden sıyrılıp geliyor. Tüm bu süreçlerde elimden atmadığım tek kitap. Ortaokulda elime aldığımda şimdi hatırlamadığım biri, bu kitap yaşına uygun değil, daha doğru kitaplar seçmelisin demişti. Bilmiyorum, haklı mıydı? Aşkı Madam Bovary'den Anna Karenina'dan öğrenmemek gerek belki de... Piraye'ye aşık olan Nazım'ı gerçek hayatta aramamak gerek. Pilar ve büyük aşkının yaşadığı tanrısallığa ve mucizelere gülüp geçmek gerek. İnsan belki de bu aşk hikayeleriyle çok geç tanışırsa "Haydi canım sen de, laf-ı güzaf!" diyebilir, ama her şeyi anlamlandırma çağındayken aşkı bu olağanüstü insanlardan tanımak, gerçek dünyaya hoş gelene kadar hayalkırıklığını yaşaman demek belki de.

Şimdi, Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum, Ağladım, hemen sağımda kitaplıkta. Şu ana kadar farklı dönemlerde defalarca okudum ama son okumamın üstünden 3,4 yıl geçti. Yine okuyabilirim. Ama elime almaktan korkuyorum. Bu kitabı sadece sevmedim, bu kitabı okuduğum zaman yaşadım. İçinde gezindim. Ya şimdi bir şey ifade etmezse? Ya bir zamanlar bu kitabın hissettiğim duygu yerini anlamsız bir hisse bırakırsa...


***
"...oturdum ve ağladım. efsaneye göre, bu ırmağın sularına düşen her şey, yapraklar, böcekler, kuş tüyleri, bunların hepsi ırmağın yatağında taşa dönüşürmüş. ah! yüreğimi bağrımdan söküp, akıp giden sulara atabilmek için neler vermezdim.. hiç acım kalmazdı içimde, anılarım olmazdı hiç.

piedra ırmağı'nın kıyısında oturdum ve ağladım. kışın soğuğu, yüzümdeki yaşları hissettirdi bana ve bu yaşlar, önümden akıp giden donmuş sulara karıştı. bu ırmak bir yerlerde başka ırmağa kavuşuyor, sonra bir başkasına ve bütün bu sular, gözlerimden ve gönlümden çok uzaklarda, sonunda denize kavuşuncaya kadar böylece akıp gidiyor.

gözyaşlarım böylece çok uzaklara akıp gitsin ve aşkım, bir gün onun için ağladığımı hiç bilmesin. çok uzaklara aksın gözyaşlarım ve ben, ırmağı, manastırı, pirenelerdeki kiliseyi, birlikte yürüdüğümüz yolları unutayım..

yolları unutacağım, dağları ve düşlerimin tarlalarını, o düşler ki benim düşlerimdi ve bunun bilincinde değildim.

o büyülü anı anımsıyorum, o andan başlayarak "evet" ya da bir "hayır" ın varlığımızı tümüyle değiştirebileceği anı. çok gerilerde kalmış gibi geliyor bana, oysa aşkımı buluşumdan, ardından da onu yitirişimden bu yana ancak bir hafta geçti.

piedra ırmağının kıyısında yazdım bu öyküyü. ellerim donmuştu, bükülmüş bacaklarım giderek ağırlaşıyordu ve her an soluklanmam gerekiyordu yazarken.

"yalnızca içinde bulunduğun anı yaşamaya çalış. eskiyi anımsamak, bizden daha yaşlılara özgüdür" diyordu sevdiğim adam bana.

aşk belki de vaktinden önce yaşlandırıyor bizi; sonra, gençlik uçup gittiğinde yeniden gençleşmemizi sağlıyor. ama o anları unutmaya olanak var mı? işte bu yüzden yazıyorum ben, hüznü hasrete dönüştürmek, yalnızlığı anılara dönüştürmek için. bu öyküyü bitirdiğimde, kaldırıp piedra ırmağı'na atabilmek için -böyle demişti beni ağırlayan kadın. o ermiş kadının ağzından söylersem, ateşin yazdığını böylelikle sular söndürebilirdi.

bütün aşk öyküleri birbirine benzer."


***
Neyse, ben çok düşünürüm bana bakmayın siz...

*Gün 18. En sevdiğiniz kitabın adı yazınıza ilham versin.

Yorumlar

  1. Yaaa ama şimdi elimde bir sürü Paulo Coelho var. Öyle bir anlatıyorsun ki gidip onu alıp, önce onu okucam :( Meraktan ölücem kitabı elime alana kadar.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben yeniden okumaya cesaret edemiyorum beğenmeyebilirim artık diye :) İçin rahat olsun Sinem'cim, beklentiyi çok yükseltmeyeyim :) Nitekim alın okuyun dediğim birçok kişi bana "ehh" yorumuyla da döndü bugüne kadar. (Ben beklentiyi düşüreyim de aldığın keyif artsın okurken :)) )

      Sil

Yorum Gönderme

Popüler Yayınlar