#Blogfırtınası11- Midyeci Kızlar

#sıradakişarkımidyecikızlariçin

2005 yılı, üniversite 2. sınıfın bahar dönemindeyiz ve kafamız mezun olup orijinal bir fikirle bir iş kurmak için durmaksızın çalışıyor. (Nitekim sonraki dönemlerde de ideal bir beyaz yaka olmak için bu orijinal fikirler devamlı bir düşüşe geçiyor.)

Neyse, o yılın bahar şenliklerinde en yakın arkadaşım ve fikir ortağım Banu'yla bir stant açmaya karar verdik. Bira-midye fikrinden yola çıkarak, midye satmak istedik. Bu kısım çok uzun kısaca, midye izni alana kadar önceki günler kendi yaptığım ve bir akrabamdan aldığım takıları ve anlaştığımız bir gümüşçüden gelen takıları sattık. Ciro anlamında dipte 2 gün geçirdik.

Midye satışı için 3. günden itibaren izin alabildik. Sırada midyeci bulma engeli vardı. Derhal Kemeraltı'na gidip Balık Hali başta olmak üzere midye satan herkesin önce midyesinin tadına bakıp ardından fiyat aldık, anlaşmaya çalıştık. Tabi gümüş kadar kar bırakan başka bir işin de midye olduğunu anlamış olduk :) Anlaşmayı yaptığımız kişi midyeci Hüseyin'di, Mardin'den ailecek gelip İzmir'e yerleşmişler, bakmayın midyeci olduğuna, geldikten kısa bir zaman sonra Güzelyalı'dan ev almışlar, orada yaşıyorlar, durumlar iyi... Tabi karşısında midye satmak istiyoruz diyen iki güzel kız görünce az şaşırmadı o da, ama en güzel ve en kaliteli pirinçten yapılan midyeleri her gün motoruyla okulumuza getirdi ve bizim satışlar patladı! Yanına Banu'nun annesi Necmiye Teyze'nin olağanüstü içli köfteleri falan da eklenince coştuk gittik son 3 günümüzde.


Son birkaç yazıdır şarkılardan gidiyorum ama bu yazımı ve anımı da bir şarkıya bağlayacağım. Nasıl mı?

Bahar şenliklerinin son gününde Eğitim Fakültesi'nde çok sevdiğimiz bir grup olan Ezginin Günlüğü'nün konseri vardı ve biz de İİBF'deki standımızı erkenden toplayıp tabi ki gidecektik. Ancak, saat 3 gibi nasıl bir yağış başladı anlatamam, mayıs ayındayız ve birden gök delindi sanki. (İzmir'li olanlar bu anla ilgili çok deja vu yaşar :)) Bizim de poşetlediğimiz midyelerden iki poşet kalmış ve onları bile satmadan standı toplayıp kaçmaya ve konsere gitmek için hazırlanmaya çalışıyoruz ciddi bir telaşla. Ben standı toparlama derdindeyken yüzüne bile bakamadığım biri midye yiyebiliyor muyuz dedi, ben de tabi ki "5 milyon vermeniz yeterli." dedim. Bozuklu paralarından gerçekten önemsiz bir rakam eksik kaldı ama yüzlerine bakmadığım gibi eksiği de tamamlamalarını bekliyorum bir telaşla. Neyse ki Banu arkasını döndüğünde birden karşımızda Ezginin Günlüğü grubunu görünce beni de dolaylı yoldan uyarmış oldu ve ikimiz de bir ağızdan "Siiiz, siz, siz..." demeye başladık. Halimiz çok komik çünkü grup olarak tanıdığımızdan "Siz bana para uzatıp benden midye alan, Sevgili Hüsnü Arkansınız" diyemiyoruz da sürekli bir kendisi "Evet ben Hüsnü" dedirtene kadar "siz"leri uzatıyoruz. Neyse ki sonunda hepsi kendini tek tek tanıştırdı da biz de isim unutma utancımızı üstümüzden attık. Gerçi ben o an beş dakikadır karşımda duranların yüzüne bakmamak ve yetmez gibi bugünün kuruşlarını saymak derdinde olduğumdan ciddi utançtayım, yerin 1500 metre altında falanım. O sırada yağmur aynı hızla devam ettiğinden "Akşam konser olacak yağmura rağmen, değil mi?" dedik. Hüsnü Bey de "Sizler gelirseniz, arkadaşlarınız gelirse biz yağmura rağmen sahnede olacağız." dedi. "O konuyu bize bırakın." dedik. Bu esnada benim kırk yıl düşünsem akıl edemeyeceğim bir şeyi de Banucuğum ikimizin adına istedi. "Biz sizleri çok seviyoruz, bizim için bu gece bir şarkı söyler misiniz?" 

O gece tüm bulabildiğimiz tüm arkadaşlarımızla yağmura rağmen oradaydık. Bir türlü beklediğimiz anons gelmedi, tam umutsuzluk içinde konserin ortalarındayken "Şimdiki şarkımız midyeci kızlar için" sesini duyduk! Tabi attığımız çığlıklar sayesinde ilk anda kulağa saçma gelen bu sözün kaynağını çevremizdeki herkes öğrenmiş oldu :)

Bizim için söyledikleri şarkı "Rüya"ydı. Sıkıcı bir anı yerine bu rüyayı anlatayım istedim ben de. O beş günde 300 TL kar elde ettik ve 150 TL olarak bölüştük. Şu ana kadar kazandığım en güzel ve keyifli paraydı kendisi tüm zorluğuna rağmen.

8 yıl önceden bugüne sevgiler...

*Gün11. İlk iş gününüzü anlatın...

Yorumlar

  1. Çok tatlı bir hikaye bu :) Sitenin yeni tasarımı da hayırlı olsun. Ne ara değiştirdin?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Shemellon diye bir kedi peri var o el attı :) Çok da hoşlandım, süper iki şablon yaptı, benim ellerimle yapabildiğim headerdan sonra içim açıldı :)
      Yazıyı beğenmene çok sevindim, blog fırtınası terapi koltuğu gibi oldu her gün unuttuğum ayrı bir anı su yüzüne çıkıyor :) Hiç İzmir midyesi yedin mi bu arada? Hiç diğerlerine benzemez çok güzeldir.
      Kocaman sevgiler...

      Sil
    2. Shemellon'u biliyorum. Ben de teslim edicem blogumu ona bir gün :) seninkini de çok güzel yapmış. Blog fırtınası yazıların çok güzel gidiyor zaten. Bir dahaki ayda ben de olmak istiyorum. İzmir midyesi hiç yemedim. İlk midyemi de daha bu sene yedim zaten ;) şu hızlı trenler bitsin her yere gidicem her yerin özel yemeklerini yicem. Kararlıyım:)

      Sil
    3. İzmir midyesi ye mutlaka :) Çok güzeldir, aslında bazen o kadar ucuz uçak bileti oluyor ki hızlı trene hiç gerek kalmayabilir. 80 TL'ye gidip döndüm kaç kez. Ama tabi bu havalarda gitme içinden bana demediğini bırakmazsın, çok meşhur ve insanı iliklerine kadar donduran bir ayazı vardır İzmir'in :) Nisan, mayıs ideal aylar :) Bir dahaki ay da sen yazarsın ben okurum, bir ay daha bu tempo çok zor :))

      Sil
  2. Keyifli bir hikaye, elinize sağlık:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmenize ve benimle paylaşmanıza çok sevindim. Hepimizin en büyük motivasyon kaynağı bu güzel yorumlar, eksik etmediğiniz için çok teşekkür ederim :) Sevgiler...

      Sil
  3. okurken çok keyif aldım. güzel anılar, paylaşınca daha da güzel oluyor. elinize sağlık. :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim :) Güzel bir deneyimdi gerçekten ama paylaşınca daha da güzel oluyor :)

      Sil

Yorum Gönderme

Popüler Yayınlar